Evrensel Müzikte Tek Lider
 
AnasayfaAnasayfa  Son EklenenSon Eklenen  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 PEYGAMBER EFENDİMİZE, HİCRET İZNİNİN VERİLMESİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AYISIGI

avatar

Mesaj Sayısı : 247
Points : 746
Kayıt tarihi : 10/05/10

MesajKonu: PEYGAMBER EFENDİMİZE, HİCRET İZNİNİN VERİLMESİ   Salı Mayıs 11, 2010 9:22 am

Kureyş müşrikleri, Resûli Ekrem Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmak için kat'î karar almışlardı ve bunun için faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Bu sırada Cenâbı Hakk, Sevgili Resulüne hicret emrini verdi.

Peygamber Efendimiz, Hz. Bekir'in evine her gün sabah veya akşam vakitlerinde uğrardı. Fakat, hicret emrini aldığı gün, öğle vakti sıcağında, âdeti olmadığı bir saatte başını sararak Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Efendimizin geldiği haber verilence, Hz. Ebû Bekir şaşırdı ve, "Vallahi, Resûlullah, bu saatte hiç gelmezdi. Bu gelişinde mutlaka bir iş var!" diye konuştu. Sonra Efendimizi içeri alıp minderinin üzerine oturttu ve, "Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah!.. Ne haber var?" diye sordu.

Peygamber Efendimiz, "Yüce Allah, bana Mekke'den çıkmaya ve Medine'ye hicret etmeye izin verdi." buyurdu.

Hz. Ebû Bekir, merakla, "Senin refakatinle şereflenecek miyim yâ Resûlallah?.." diye sordu.

Peygamber Efendimiz "Evet..." deyince, gönlüne sürür, gözlerine sevinç gözyaşları doldu.

Hz. Âişe, "O güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine ağladığını görmemiştim!"388 diyerek, muhterem babasının o andaki sevincini dile getirmek istemiştir.Resûli Ekrem ve Hz. Ebû Bekir, Medine'ye kadar kendilerine kılavuzluk etmek üzere, henüz müşrik, fakat güvenilir, sözünde durmasıyla tanınmış biri olan Abdullah b. Ureykit'le anlaştılar. İki binit devesini kendisine teslim ettiler. Üç gece sonra Sevr Dağı eteğinde buluşmak üzere sözleştiler.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir'in yanından ayrılarak Hânei Sâadine döndü.389

Hz. Cebrail 'in İhbarı

Bu sırada vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelip, Peygamber Efendimize müşriklerin kararını bildirdi ve başvuracağı tedbiri de şöyle açıkladı:

"Şimdiye kadar yattığın yatağında, bu gece yatma!"

Bunun üzerine Resûii Kibriya Efendimiz, Hz. Ali'yi çağırdı ve, "Yatağımda bu gece yat, uyu! Şu yeşil, geniş aba hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar erişmeyecektir!" dedi.

Ayrıca, Hz. Ali'ye, kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine verinceye kadar da Mekke'de kalmasını emretti.

Mekkeliler, "Muhammedû'1Emin" lâkabını verdikleri Resûli Kibriya Efendimize, son derece güvenirler ve en kıymetli eşyalarını, saklayamamaktan korktukları için ona teslim ederlerdi. Kureyş ileri gelenlerinin, hakkında ölüm kararı aldıkları sırada da kendilerinde emanet olarak birçok kıymetli eşya vardı. Ama o, bu karara rağmen, emanetlerin sahiplerine verilmesini Hz. Ali'ye emretmekle, bir kere daha büyüklüğünü ve emanete sadâkatini ortaya koyuyordu.

Peygamberimizin Evinin Kuşatılması

Plân gereği her kabileden seçilmiş eli kılıçlı 200'e yakın müşrik, gecenin üçte biri geçince, Resûli Kibriya Efendimizin evinin önünde toplandılar. İçlerinde Ebû Cehil, Ebû Leheb ve Ümeyye b. Halef gibi azılıları ve elebaşıları da vardı. Katiller, gecenin geçmesini, aydınlığın etrafı sarmasını ve Fahri Alem'in evinden çıkmasını bekliyorlardı. Zîra, âdetlerine göre, bir adamı evinin içinde katletmek, korkaklığın en âdisi sayılırdı!

Peygamberimizin Hânei Saadetinden Çıkması

Resûli Kibriya Efendimiz, eli kılıçlı katillerin Hânei Saadetinin etrafını sardıkları sırada evinden çıktı. Yerden aldığı bir avuç toprağı başlarına attı ve Yasin Sûresinin ilk sekiz âyetini okudu. Hiçbiri onu görmedi ve içlerinden çıkıp gitti.

Bir müddet sonra yanlarına bir hemşehrileri uğradı; "Burada ne bekleyip duruyorsunuz?" diye sordu.

"Muhammed'i bekliyoruz." dediklerinde, "Muhammed, sizin başınıza toprak saçıp ve içinizden çıkıp gideli hayli vakit olmuş. Hele bir kere üstünüze başınıza bakınız!" diyerek, gözü dönmüş katillerle âdeta alay etti!

Birbirlerine baktılar. Üzerlerinin toz toprak içinde kalmış olduğunu gördüler. Şaşırıp kaldılar. Derhâl Hânei Saadet'in içerisine baktılar. İçeride birinin abaya sarınıp bürünerek yattığını görünce, "İşte, Muhammed yatıyor!" diyerek beklemeye devam ettiler; tâ ortalık ağarıncaya kadar!..

Sabahleyin Resûli Kibriya Efendimiz yerine Hz. Ali'nin yataktan doğrulup kalktığını görünce, bütün bütün şaşırdılar ve, "Vallahi, bize söylenen doğru imiş!" dediler.

Sonra da Hz. Ali'ye, "Muhammed nerede?" diye sordular.

Hz. Ali, "Bilmem!" diye cevap verince, hayrette kalıp ne yapacaklarını şaşırdılar.

Cenâbı Hakk, bu münâsebetle indirdiği âyeti celîlede şöyle buyurdu:

"Hani bir zamanlar o küfredenler, seni tutup bağlamaları, ya seni öldürmeleri yahut seni (yurdundan zorla) çıkarmaları için sana tuzak kuruyor(lar)dı. Onlar bu tuzağı kurarlarken Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah, tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır."390

SEVR MAĞARASINA GİDİŞ

Hânei Saadetinden çıkan Resûli Ekrem Efendimiz, doğruca Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Kendileri için acele sefer malzemesi hazırlandı ve bir dağarcığa bir miktar azık kondu.

Sonra, Resûli Ekrem Efendimizle Hz. Ebû Bekir, evin arkasındaki küçük kapıdan çıktılar ve Mekke'nin aşağısındaki, güneybatısına düşen, şehre üç mil (takriben bir saat) uzaklıkta bulunan Sevr Dağına doğru yol aldılar.

Hz. Ebû Bekir, Resûli Kibriya Efendimizin kâh önüne geçerek yürüyor, kâh arkasında kalarak yol alıyordu. Efendimiz, "Yâ Ebû Bekir!.. Niçin böyle yapıyorsunuz?" diye sordu.

Hz. Ebû Bekir, "Önünüzü arkanızı gözetlemek, sizi korumak için yâ Resûlallah!.." diye cevap verdi.

Hz. Ebû Bekir 'i Yılanın Sokması

Cuma gecesi Sevr Mağarasına vardılar.

Mağara oldukça ıssızdı. Önce Hz. Ebû Bekir içeri girdi. Yeri temizleyip düzeltti. Mağaradaki delikleri, izarını yırtarak tıkadı. İzan yetmeyince, geriye kalan bir deliğe de ayağını dayadı. Sonra Fahri Âlem Efendimizi içeriye davet etti.

Resûli Ekrem içeri girdi ve mübarek başını Sıddıkı Ekber'in dizine dayayarak uyudu.

Az sonra, Hz. Ebû Bekir, deliğe dayadığı ayağında müthiş bir acı hissetti. Yılan ısırması olduğunu anladı. Fakat, delikten ayağını çekmedi. Hattâ, Kâinatın Efendisi uykudan uyanabilir diye yerinden bile kımıldanmadı! Canı öylesine acıdı ki, gözlerinden ister istemez yaş aktı. Akan gözyaşlarının birkaç damlası mübarek yüzlerine damlayınca Resûli Kibriya Efendimiz uyandı ve, "Ne var yâ Ebû Bekir?.." diye sordu.

Sadâkat timsâli Hz. Ebû Bekir, "Yâ ResûlallahL Ayağımı bir şey soktu. Ama mühim değil! Anam babam sana feda olsun!" diye cevap verdi.

Resûli Kibriya, yılanın soktuğu yeri mübarek tükrüğüyle meshetti. Allah'ın lûtfuyla acı derhâl kayboldu ve Sıddıkı Ekber şifa buldu.

Örümceğin Ağ Germesi, Güvercinlerin Yuva Kurması

Sevr Mağarası

İbni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 228; Belâzurî, Ensab, c. 1, s. 260; İbni Seyyid, Uyûnû'lEser, c. 1,s. 182.

O anda Allah'ın emriyle bir örümcek gelip mağaranın ağzına ağını gerdi, bir çift güvercin ise gelip yuva kurdu.391 Bu hayvanlar, Resûli Kibriya ve Hz. Ebû Bekir'i bütün Kureyş'e karşı korumak için nöbettarlık etmeye başlıyorlardı!

Mekke 'nin Köşe Bucak Aranması

Resûli Kibriya Efendimizi Hânei Saadetinde bulamayan müşrikler, fazlasıyla sıkılıp üzüldüler. Derhâl Mekke'nin her tarafını didik didik aramaya koyuldular. Hz. Ebû Bekir'in evine vardılar. Onu da bulamayınca büsbütün öfkelendiler.

Mekke'de Resûli Kibriya Efendimizi bulamayınca, bu sefer tellal çağırttılar: "Muhammed'i veya Ebû Bekir'i bulup getirene veya öldürene 100 deve veririz!"

İçlerinde ne kadar hırsız, cânî ve gözü dönmüş var ise, bu ilânı duyunca, kimi eline kılıç, kimi de sopalar alarak Mekke'nin dışına çıktılar ve etrafta koşuşturmaya başladılar.

Arayıcılar, yanlarına Müdlic Oğullarından iki iz takib edici de almışlardı. Resûli Ekrem Efendimizle Hz. Ebû Bekir'in izlerini buldular. Takib ede ede gelip Sevr Dağının eteklerine dayandılar.

İzcilerden biri, "Vallahi," dedi, "onlar, şu mağaradan ileri geçmemişlerdir! İz burada kesiliyor!"

İçlerinden bir kısmı, Ümeyye b. Halefle beraber mağaranın ağzına kadar geldiler.

Hz. Ebû Bekir 'in Hüznü

Bu sırada Sevgili Peygamberimiz ile Hz. Ebû Bekir onları görüyor, fakat müşrikler onları göremiyorlardı.

Hz. Ebû Bekir, fazlasıyla telâşa kapıldı ve üzüldü. "Yâ Resûlallah!.." dedi, "Beni öldürseler de gam çekmem! Ben, nihayet bir ferdim. Amma, Allah göstermesin, sana bir zarar ve ziyan eriştirecek olurlarsa, bu, bütün ümmetin helakine sebep olur!"

Resûli Kibriya, kemâli emniyet içinde,"Üzülme, Allah bizimle beraberdir." buyurarak ona teselli verdi.

Hz. Ebû Bekir, yine, "Yâ Resûlallah!.." dedi, "Onlardan birisi eğilip de ayaklarının dibinden bir bakıverse, bizi görür!"

Fahri Âlem Efendimiz, yine emin ve mütevekkil bir şekilde, "Yâ Ebû Bekir!.. İki kişinin üçüncüsü Allah olursa, sen akıbetin ne olacağını zannediyorsun? Yakalanacağımızı mı sanırsın?"392 buyurdu. Sonra da Hz. Ebû Bekir'in iç ferahlığa kavuşması için Cenâbı Hakk'a dua etti.393

Yüce Allah, Kur'ânı Kerîminde bu hâdiseye şu âyetiyle işaret eder:

"Eğer siz ona (Resulüme) yardım etmezseniz, (hatırlayın ki) kâfirler onu (Mekke'den) çıkardıkları zaman bizzat Allah ona yardım etmişti. Yine de O, nusretini esirgemez. O öyle bir zamandı ki, Resûlullah (ancak) ikinin ikincisinden ibaretti (bir tek yanında Ebû Bekir vardı). O zaman onlar, (Sevr Dağının tepesindeki) mağaradaydılar. Peygamber, o vakit arkadaşına, 'Mahzun olma! Allah, hiç şüphe yok, bizimle beraberdir.' diyordu. Allah o (arkadaşının) üzerine (kalbine) sekînetini (kuvvei mânevîyesini) indirmiş, onu (habibini) görmediğiniz (manevî) ordularla te'yid etmiş, kâfirlerin kelimesini (küfürlerini) alçaltmıştı. Allah'ın kelimesi (tevhid kelimesi) ise, çok yücedir. Allah, mutlak gâlibtir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir."394

Örümcek ve Güvercinlerin Nöbettarlığı

Sevr Mağarasına oldukça yaklaşan müşrikler, "Şu mağarayı da arayalım." dediler.

Konuşulanları Fahri Kâinat Efendimizle Sıddıkı Ekber duyuyorlardı.İçlerinden biri mağaranın ağzına geldi; fakat, içeri girip bakma lüzumu hissetmeden geri döndü.

"Neden girip içeri bakmadın? " diye sordular.

"Mağaranın ağzında iki yabanî güvercinin yuva kurduğunu gördüm. Orada olduklarına asla ihtimal vermem!" diye cevap verdi.

Azılı müşrik Ümeyye b. Halef ise, arkadaşlarına hiddetli hiddetli şöyle seslendi:

"Hâlâ mağaranın orada ne dolaşıp duruyorsunuz? Orada örümceğin ağ bağladığını görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu ağın Muhammed doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaatindeyim!"395

Bunun üzerine mağaranın yanından uzaklaştılar.

Böylece Cenâbı Hakk, nöbetçi tâyin ettiği bir örümcek ve iki yabanî güvercinle, Sevgili Resulünü bütün Kureyş'e karşı korumuş oluyordu!

Mağarada Geçen Günler

Perşembe günü geceleyin Sevr Mağarasına, Hz. Ebû Bekir'le birlikte giren Sevgili Peygamberimiz, Cuma, Cumartesi ve Pazar gecelerini orada geçirdi. Üç gün üç gece mağarada gizlenmeleri, tedbir içindi. Müşrikler bu zaman zarfında, onların Mekke civarından uzaklaşmış olduklarına kanaat getirecek ve bir derece takiblerini gevşetmiş olacaklardı. Nitekim de öyle oldu.

Mağarada gizlendikleri zaman zarfında, Hz. Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, aldığı talimat üzere gündüzleri Kureyşliler arasında dolaşıyor, ne konuştuklarını, neler düşündüklerini öğrendikten sonra, geceleri gelip Resûli Ekrem'e haber veriyordu. Geceyi oraya geçiriyor ve aydınlık tamamıyla etrafı sarmadan Mekke'ye geri dönüyordu.

Diğer taraftan, Hz. Ebû Bekir'in kölesi Âmir b. Fuheyre de, o civarda koyunlarını güdüyor, hem Abdullah'ın izlerini yok ediyor, hem de onlara süt götürüyordu.

Böylece, üç gün üç gece hayat da geride kalmış oluyordu. Kureyşlilerin Resûli Ekrem ve Hz. Ebû Bekir hakkındaki arama taramaları da bir derece gevşemişti. Hz. Abdullah'ın Mekke'den getirdiği haber bu meyandaydı!

Bu arada, daha evvel kararlaştırıldığı üzere kılavuz olarak tutulan Abdullah b. Üreykit de, kendisine teslim edilen iki deveyle birlikte kendi devesi de yanında bulunduğu hâlde Pazartesi günü seher vakti Sevir Dağının eteğinde göründü.

Hz. Esma 'nın Yol Azığı Getirmesi!

Peygamber Efendimiz ve beraberindekilere yol azığı olarak bir koyun kesilmiş, eti pişirilmişti. Hz. Ebû Bekir'in kızı Esma (r.a.), bunu bir dağarcığa koyup bir tulum suyla birlikte mağaraya getirdi.

Hz. Esma, dağarcık ve tulumun ağzını bağlamak için bağ getirmeyi unutmuştu. Mağaradan hareket edileceği sırada civarda bağlayacak bir şey bulamayınca belindeki kuşağı yırtıp iki parçaya ayırdı. Bir parçasıyla yemek dağarcığının, diğer parçasıyla su tulumunun ağzını bağladı. Bunun üzerine Resûli Ekrem, "Esmâ'ya Cennet'te iki kuşak var!" buyurdu.

Bu sebeple, Hz. Esmâ'ya "Zatû'nNıtakayn [İki Kuşak Sahibi]" denilmiştir.396

SEVR MAĞARASINDAN AYRILIŞ!

Rebiülevvel ayının dördüncü Pazartesi günü idi. Mağaradan hareket saati gelmişti.

Hz. Ebû Bekir, iki devesinden en üstün olanını Resûli Kibriya Efendimize takdim ederek, "Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah, buyur bin!" dedi.

Resûli Ekrem, "Ben, benim olmayan deveye binmem!" diye karşılık verdi.

Hz. Ebû Bekir tekrar, "O senindir! Babam anam sana feda olsun, buyur bin!" dedi.

Resûli Ekrem, yine, "Binmem." dedi, "Satın aldığın bedeli bana söylemedikçe binmem!"

Mecbur kalan Hz. Ebû Bekir, devenin fiyatını söyledi ve Peygamberimiz de onu kabul etti.

Resûli Ekrem ve Hz. Ebû Bekir develerine bindiler. Hz. Ebû Bekir, yolda kendilerine hizmet etsin diye terkisine âzadlı siyah kölesi Amir b. Füheyre'yi de aldı.

Yol göstermekte oldukça mahir olan Abdullah b. Üreykit önlerine düştü. Sevr Mağarasından ayrıldılar.

Peygamberimizin Mekke 'ye Hitabı

Resûli Kibriya Efendimiz, doğup büyüdüğü mübarek şehirden ayrılıyordu. Aşağısından geçerken Hezreve nâm mevkide devesini durdurdu. Kutsî beldeye mahzun mahzun baktı ve, "Vallahi, sen, Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım."397 diyerek ona olan sevgisini dile getirdi.

Bunun üzerine, Cenâbı Hakk, Habibi Edibini tesellî eden şu âyeti inzal buyurdu:

"Elbette, o Kur'ân'ın tebliğini üzerine farz kılan Allah, seni yine döneceğin yere (Mekke'ye) döndürecektir!"398

Düşmanın takibini zorlaştırmak ve onu şaşırtmak gayesiyle Medine'ye doğru, herkesin gittiği yoldan ayrı bir yol takib edildi. Önce, güney istikametinde Kızıl Deniz'e yakın Tihame'ye gittiler. Sonra kuzeye döndüler. Denizden uzak çöl içinden sahile paralel yol aldılar. Salı günü öğleye kadar durup dinlenmeden deve sırtında yol katettiler. Salı günü öğleüzeri bir gölgelikte bir nebze dinlenmek için konakladılar. Peygamber Efendimiz, istirahate çekildi. Hz. Ebû Bekir ise, başında bir muhafız gibi bekliyordu. Bir taraftan da etrafa göz gezdiriyordu. Uzakta bir çoban gördü. Yanına gitti. Çobanın koyunundan sağdığı bir miktar sütü alıp getirdi. Resûli Ekrem uyanınca kendisine takdim etti. Efendimiz kanasıya içti.399

Sütsüz Keçinin Süt Verişi

Yolculuk esnasında garib hâdiseler cereyan ediyordu.

Yanına varıp süt istedikleri bir çoban, onlara, "Yanımda süt verecek şu keçiden başkası yok. Fakat o da hâmile oldu ve sütü çekildi." dedi.

Resûli Kibriya'nın şifalı ve bereketli eli keçinin memelerine uzandı. Mübarek elleriyle, onları sığadı ve dua etti. Memeler, ânında sütle doldu. Sağılan sütü hepsi kana kana içti.Hayretler içinde kalan çoban, "Allah aşkına, sen kimsin? Şimdiye kadar senin gibisine rastlamadım!" diye sordu.

Resûli Ekrem Efendimiz, "Kim olduğumu söylerim; ama gördüğünü, duyduğunu gizli tutmak şartıyla!.." dedi.

Çoban, "Olur, gizli tutarım." diye söz verince, Fahri Âlem Efendimiz, "Ben, Allah'ın Resulü Muhammed'im!" buyurdu.

Hayreti bütün bütün artan çoban, "Demek, Kureyş'in 'Yolunu sapıttı!' dediği zât sensin, öyle mi?" dedi.

Peygamber Efendimiz, "Onlar böyle söylüyorlar!" buyurdu.

Bunun üzerine çoban, "Ben şehâdet ederim ki, sen bir peygambersin! Getirdiğin de haktır. Senin yaptığını ancak bir peygamber yapabilir! Ben, sana tâbi oldum." dedi ve orada İslâmiyetle şereflendi.

Çoban, ayrıca kendileriyle gitme arzusunu da izhar etti. Fakat Resûli Ekrem Efendimiz, "Senin buna bugün gücün yetmez. Benim muvaffak olduğumu haber aldığın zaman bize gel, katıl." buyurdu.400

Kısır Keçinin Süt Vermesi

Fahri Âlem Efendimiz, beraberindekilerle üçüncü uğrak yerleri olan Kudeyd mevkiine geldiler. Orada oturan Ebû Mâbed'in çadırı önünden geçerken, satın almak maksadıyla, "Hurma veya yiyecek başka bir şey var mı?" diye sordular.

Ebû Mâbed o anda orada yoktu. Hanımı Âtike Ümmü Mâbed, "Hayır, yiyecek bir şey yok." diye cevap verdi.

Resûli Ekrem Efendimiz, bir tarafta zaîf bir keçi gördü; "Bunda süt yok mu?" diye sordu.

Ümmü Mâbed, "Onun vücudunda kan yoktur; nereden süt verecek?" diye cevap verdi.

Peygamber Efendimiz, "İzin verirsen sağarım." dedi.Ümmii Mâbed, sürüyle otlamaya gidemeyecek kadar zaîf olan keçiden süt çıkmayacağını biliyordu. Fakat, misafire "Olmaz."demenin uygun düşmeyeceğini düşünerek, "Pekâlâ, onda süt bulursan sağıver!" dedi.

Resûli Ekrem Efendimiz, gidip keçinin beline elini sürdü ve memesini de mübarek eliyle mesnetti. Sonra, "Bismillahirrahmânirrahîm." diyerek dua etti. Daha sonra, "Bir kab getiriniz, sağınız." buyurdu.

Sağdılar. Getirdikleri kocaman kap doldu!

Peygamber Efendimiz, önce Ümmü Mâbed'e, sonra da orada bulunanlara doyuncaya kadar içirdi. En sonunda kendileri içti. Tekrar sağıp içtiler. Üçüncü defa da sağıp, onu Ümmü Mâbed'e bıraktılar.

Sonra da oradan ayrılıp yollarına devam ettiler.

Az sonra, Ebû Mâbed geldi. Kab içindeki sütü görünce, "Bu ne?" diye sordu.

Ümmü Mâbed, "Buraya mübarek bir zât geldi. Şöyle şöyle söyledi, keçiyi böyle sağdı." diyerek olup bitenleri tafsilatıyla anlattı.

Ebû Mâbed, "Bunda bir hikmet var! O zâtın şekli ve sîması nasıldı?" diye sordu.

Ümmü Mâbed, "Orta boylu, kara kaşlı, kara gözlü ve gayet nurânî yüzlü, lâtif bir adamdı." diyerek Peygamber Efendimizin şekil ve şemailini birer birer beyan etti.

Bunun üzerine Ebû Mâbed, "Vallahi," dedi, "bu senin tarif ettiğin zât, Kureyş içinde zuhur eden peygamberdir! Eğer ben burada bulunsaydim ona tâbi olur, beraberinde gitmeyi ondan dilerdim!"401

Resûlullah'tan "Bu keçiyi (veya koyunu) kesme." diye de emir alan Ümmü Mâbed demiştir ki:

"Resûlullah'ın memesini meshettiği o keçi (veya koyun) Hz. Ömer'in hilâfetinde meydana gelen, Hicret'in 18. yılındaki kıtlık ve kuraklığa kadar sağ kaldı. Yeryüzünde hayvanlar yiyecek bir şey bulamazken, biz onu sabah ve akşam sağardık!"402

Süraka 'nın Başına Gelenler

Kureyş'in Peygamber Efendimizi ele geçirenlere 100 deve va'dettiği, Kinane Kabilesinden olup o havalide yaşayan Benî Müdlic Aşireti tarafından da duyulmuştu. Sahil yolundan iki deveyle dört kişinin geçip gittiğini de işitmişlerdi.

Bunlardan gayet cesur ve aynı zamanda iyi iz takib eden Süraka b. Mâlik de, bu mükâfatın tatlılığına kanarak, Resûli Ekrem Efendimizi takibe koyulmuştu. Bir ihbar üzerine harekete geçen Süraka, kısa zamanda izlerini buldu. Dörtnala koşturduğu atıyla gittikçe Resûli Ekrem Efendimiz ve beraberindekilere yaklaşıyordu. Aralarında az bir mesafe kalmıştı. Hz. Ebû Bekir, Süraka'nın geldiğini görünce telâşlandı.

Peygamber Efendimiz, mağarada dediği gibi, "Üzülme, Allah bizimle beraberdir." dedi ve dönüp Süraka'ya baktı. Süraka'nın atının ayakları bir anda dizlerine kadar yere battı. Kurtulunca, tekrar takib etti. Fakat yine atının ayakları yere saplandı ve atının ayaklarının saplandığı yerden duman gibi bir şey çıktı. O vakit anladı ki, ne onun elinden ve ne de kimsenin elinden gelmez ki ona ilişsin!

"Yâ Muhammedi.." dedi, "Dua et, kurtulayım! Sana hiç dokunmayacağım! Seni takib edecek kimselere de senden hiç bahsetmeyeceğim!"403

Serveri Kâinat Efendimiz dua etti. Cenâbı Hakk, duasını kabul etti ve Süraka'yı o müşkîl durumdan kurtardı.

Süraka, Resûli ekrem Efendimizin yanına vardı. Kendisini tanıttı. İleride İslâmiyetin her tarafa hâkim olacğı mülahazasıyla bir emanname istedi. Resûli Kibriya Efendimiz, kendisine yazılı bir emanname verdi.

Bir rivayete göre, bu emannameyi Hz. Ebû Bekir,404 diğer bir rivayete göre ise Âmir İbni Füheyre yazdı.405

Emannameyi alan Süraka, "Ey Allah'ın peygamberi!.. Emret, istediğini yapayım!" dedi.

Resûli Ekrem Efendimiz, "Git, öyle yap ki başkası gelmesin!" diye ferman etti.

Peygamber Efedimizden bu talimatı alan Süraka, derhâl geri döndü. Arkadan gelen Kureyş'in takibçilerine de, "Ben buraları arayıp taradım, kimseyi bulamadım. Başka tarafa bakalım." diyerek onları geri çevirdi.406

Kaderin tecellîsine bakınız ki, günün başlangıcında Sevgili Peygamberimizi ele geçirmek veya öldürmek için atına atlayıp takibe çıkan Süraka, günün sonunda aynı zâtın bir muhafızı oluyor ve onu düşman takibçilerden korumaya çalışıyor!

Sonraları, Ebû Cehil, Süraka'nın bu hâline vâkıf olunca, pek ziyade gadaba geldi ve onun gayretsizliğinden bahsederek, hakkında bir kıt'a hicviye söyledi.

Mûcizei Ahmediyye'ye şâhid olan Süraka da ona, "Eğer atımın ayaklarının nasıl yere gömüldüğünü güreydin, sen de Muhammed'in peygamberliğine îman ederdin!" kıt'asıyla cevap verdi.407

Aynı Süraka, Hicret'in 8. senesinde Resûli Ekrem Efendimizin Huneyn Gazasından dönüşü sırasında huzuru risâlete emannameyle gelecek ve İslâmiyetle müşerref olup, Peygamberimizin iltifatına mazhar olacaktır!

Bir Çoban

Süraka döndükten sonra Resûli Ekrem Efendimiz, beraberindekilerle yine kızgın çöller üzerinde yol almaya başladı. Sanki gökten alev yağıyor, yerden kızgın kıvılcımlar fışkırıyordu!

Bu sırada onları bir çoban gördü. Kureyş'e haber vermek üzere son sür'at Mekke'ye geldi. Fakat şehre girer girmez ne için geldiğini birden unutuverdi! Ne kadar çalıştıysa bir türlü hatırlayamadı. Mecbur olup geri döndü. Sonra anladı ki, ona unutturulmuş!408

Hz. Zübeyr 'in Peygamberimizle Karşılaşması

Hz. Zübeyr b. Avvam, Şam ticaret kafilesiyle Medine'den Mekke'ye gitmekte idi. Yolda Resûli Kibriya Efendimizle karşılaştı. Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebû Bekir'e birer beyaz Şam maşlahı giydirdi. Medineli Müslümanlardan birinin, "Resûlullah ve arkadaşları geciktiler." dediğini haber verdi. Bunun üzerine Resûli Kibriya Efendimiz, hareketini sür'atlendirdi.409

Mekke'ye gelip işlerini yoluna koyan Hz. Zübeyr b. Avvam da Medine'ye hicret etmiştir.

Büreyde 'nin Müslüman Olması

Deve sırtında sür'atle yol alan Resûli Kibriya Efendimiz, beraberindekilerle gelip Amim denilen mevkiye ulaştı.

Selim Oğullan yurdu buraya yakın idi. Reislerinden Büreyde b. Huseyb, Kureyş'inlOO deve va'dini işitmiş olduğundan yanına 80 kadar adamını da alarak gelip Peygamber Efendimize kavuştu.

Resûli Ekrem, ona, "Sen kimsin?" diye sordu.

"Ben, Büreyde'yim." deyince, Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir'e, "Yâ Ebâ Bekir!.. İşimiz, serinledi ve düzeldi." dedi.

Peygamberimiz tekrar Büreyde'ye, "Kimlerdensin?" diye sordu: "Eşlem Kabîlesindenim." cevabını verdi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, yine Hz. Ebû Bekir'e dönerek, "Yâ Ebâ Bekir!.." dedi, "Selâmete erdik!"

Peygamber Efendimiz, "Eslem'in hangi kolundansın?" diye sordu.

Büreyde, "Sehm Oğullarındanım." dedi.

Bunun üzerine Efendimiz, Hz, Ebû Bekir'e, "Yâ Ebû Bekir!.. Okun çıktı." buyurdu.

Fahri Kâinat, kat'iyyen tatayyur etmezdi. Yalnız güzel şeylerde, hasenatta tefeül ederdi, yâni hayra yorardı. Onun için Büreyde'ye rastlamasını iyi bir hâl ve alâmet saydı.

Tatayyur: Eşya ve hâdiseler ile bilhassa kuşların uçuş tarzları ve ötüşleri ile teşeüm etmek, yâni uğursuz saymak demektir.

Bu sefer Fahri Kâinat'in akvâl ve etvarındaki metanet ve ağırbaşlılığa, lisanındaki düzgünlüğe mıısahhar ve hayran olan Büreyde, "Peki, ya sen kimsin?" diye sordu.

Resûli Ekrem, "Ben, Abdûlmuttâlib'in oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'im ve Allah'ın Resulüyüm." dedi ve onu İslâm'a davet etti.

Büreyde, davete derhâl icabet etti ve beraberindekilerle birlikte şehâdet kelimesi getirerek Müslüman oldu.410

Peygamber Efendimiz geceyi burada geçirdi.

Sabah olunca, Büreyde, "Yâ Resûlallah!.." dedi, "Yanında bir bayrak olmadan Medine'ye girmen doğru olmaz!"

Sonra da sarığını çıkarıp mızrağının ucuna bağladı. Medine'ye girinceye kadar Peygamber Efendimizin önünde onu taşıyarak yürüdü.

Resûli Kibriya Efendimiz, Büreyde hakkında, "Ashabımdan bir zât, bir memlekette vefat edecektir. O, Kıyamet Gününde, o memleketin nuru ve o memleket halkının önderi olacaktır." buyurmuştur.4"

Hakikaten, Büreyde Hazretleri, İslâm uğrunda büyük fedakârlıklarda bulundu, İslâm mücâhidleriyle Horasan'a kadar gitti ve Merv'de vefat etti.412

388 ibni Hişam, Sîre, c. 2, s. 128129.

390 Enfâl, 30.

392Müslim, Sahih, c. 7, s. 106; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, c. 1, s. 4.

393 İsfahanı, Delâil, s. 278.

394 Tevbe, 40.

396 Ibni Hişam, A.g.e., c. 2, s. 131; ibni Sa'd, A.g.e., c. 1, s. 229; Buharî, A.g.e., c. 2, s. 332; Taberî, Tarih, c. 2, s. 247.

397 Ibni Seyyid, Uyûnû'lEser, c. 1, s. 181; Halebî, Insanû'lUyun, c. 2, s. 176.

398 Kasas, 85.

399 Müslim, Sahih, c. 8, s. 236; İsfahanî, Delâil, s. 279.

400 isfahanî, A.g.e., s. 279.

401 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 230231; Belâzurî, Ensab, c. 1, s. 259; Ibni Seyyid, A.g.e., c. 1, s. 188.

402 Halebî, İnsanû'lUyun, c. 2, s. 220.

403 ibni Hişam, Sîre, c. 2, s. 134; ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 232; Buharî, Sahih, c! 2, s. 332333; ibni Seyyid, Uyûnû'lEser, c. 1, s. 184185.

404 İbni Hişam, A.g.e., c. 2, s. 135; Kaadı lyaz, A.g.e., c. 1, s. 687.

405 Buharî, Sahih, c. 2, s. 333; İbni Seyyid, A.g.e., c. 1, s. 185.

406 İbni Sa'd, A.g.e., c. 1, s. 232; Halebî, Insanû'lUyun, c. 2, s. 21922; Kaadı lyaz, A.g.e., c. 1, s. 687.

407 Halebî, A.g.e., c. 2, s. 220.

408 Kaadı lyaz, A.g.e., c. 1, s. 688; Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 145.

409 Buharî, Sahih, c. 2, s. 333.

410 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 4, s. 241242; İbni Abdi'lBerr, Istiab, c. 4, s. 471;ibni Esir, Üsdû'lGabe, c. 1, s. 176.

411 İbni Esir, A.g.e., c. 1,s. 176.

412 ibni Sa'd, A.g.e., c. 4, s. 242; ibni Esir, A.g.e., c. 1, s. 175.
ALINTI
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
PEYGAMBER EFENDİMİZE, HİCRET İZNİNİN VERİLMESİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Peygamber Efendimizin sav Miraçta Cehennem bekçisi Malik ile konuşması

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Peygamber Efendimiz.. (S.A.V.)..-
Buraya geçin: